bunun ismi hiçleşme.


bunun ismi hiçleşme.

 

kaynağamıza ya da kendimize. öğretmene veya öğretilmek istenilen sevgilere veya klişe aşklara. tapınağa karşı, günah olana inat, onunla yaşama isteğine ket vurma üzerine çırpınışlar. “ona sundum bunları” der bir garip aşk öyküsünün kahramanı barfuss; “çirkin, toplumca hor görülen, aşağılık birisiyim.”

 

bu boş yüreği, dolduranların kırıştırdığı o cam kırıklarına dönmüş limanın içerisinde oltasını bekleyen bir balık olmak hissi olsa gerek. bu boş ellerin içerisinden düşen cümlelerin acısı, fahişeleştirilmiş yaşamlarımızın ağırlığı ile yüreğimizi acıtıyor… bu bilgisiz kafayı, bu sürgün bedeni artık taşımak bize, maden işçileri gibi karanlık ortamlarda kalan yüreklerin körelmesiyle kısırlaşan duygularımızın yarattığı garip bir hisler kumpanyası olsa gerek. hayatımızda bir çok sefer denedik ve bir öyküyü tamlayacak parçalarımızı her seferinde onunla kaybettik. ne için. onu sevmek için…

az parçamız yozlaşmadı. onu elde etmek için attığımı zannettiğim az parçamı, her seferinde daha bir ağır şekilde kaybettim. onu öğrenmek için o az parçamı unuttum. onu bulmak için yitirdim. bir çok eros oku saplanmış hissimi, her uyandığımda kaybettim az parçalarımı. sonrasında korkmadığımı hissettim. ama hissettim. sonra…

işte bu sonralarda: “nefretle dokunduklarımız çoğalıyordu…”

garip bir köleyiz sanırım değil mi lilith. sen özgürlüğünün, adem oğlu ise libidosunun!

unutma,; öyle, hemen hemen bir irkilişle ayırdına vardığında hayatının, kimsenin nereden kaynaklandığı bilinemeyen bir çekiciliğin olduğunun farkına varacaksın lilith. oysa kadınlığın haykırmıyor. pastelden boyanmış vücut tablolarında. memelerin, insanın hazzını arttırmıyor. şuan ise bu daha da ileri gitti. hatta biraz ileri yaştasın. bundan olabilir mi?

hart, diye koparıp insanın yüreğini çalan birisi değil misin. gaia gibi hafif gezgin değilmisin. ya da biraz okşayıcı, usul usul yumuşak bir kucağa isteklendirircesine çağırgan fahişe afrodit gibi de değilsin ama…çekicisin. evet, bunu görebiliyor, dahası duyuyorum. senin sesini duyunca. gördüğüm ve duyduğum bakışlarımda ki o ip, incecik ışık çakışlarıyla beliriyor, senin denizleri gözlerinin içerisinde olan dünyan. duyuyorum beyninden yükselenleri;” …o zaman, -başka ne olsun ki?”

 

bir gül.bir gül olsun. renklerimizi ayırması için. mesela, içkin bir hayal ile bir gül dolduruyor elimi sana karşı. sağ elim aşağı iniyor. çabucak tabağın yanına saklanıyor. dilim içeri çekiliyor. göz kapaklarım utangaçlaşıyor; belki bir sana karşı koyuşun ağırlığı altında, dilim boğazımdan aşağı kayıyor. içteki ıssızlığı ister istemez, beynim dışarı, senin gözbebeklerine sızdırmış. buğulanan gözlerim hep sakladıklarımı söyleyecekken, hapsediliyorum gelecek hayallerime, anlarımda. ya da sürekli ürperen ruhuma, bir günışığı değdikçe, senin isteksizliğinin ve kaybolma ihtimalinin korkusu ile ruhuna dilenci olmaktan ürküyor yüreğim ve beynim.

Ancak ses…
ve o ses…
derin…
sığ…
din-
-le
..
.

o ses bile, artık gizemli ataklığımdan dolayı yaşayabileceğimiz kötü tabloyu çiziyor hayallerimde. ve ben sustum/ susmuşluklarımın yanına yeni birşeyleri daha kataraktan.

bugün.

hiçbir şey kalmamış bir ses: “…özür dilerim, öyle ya, siz belki acıyı seversiniz…” …diye uğulduyor kulaklarımda.

tedirgin, sıska, ürkek bir tını ile. beynimde onun frekansına beden giydiriyorum hayallerimle. ve bu ses, çok üşümüş bir ses. öylesine üşümüş bir ses ki benim huysuz ihtiyarlığımdaki, bıkkın ve bir o kadar da vaçgeçmiş sesime benziyor.

nokta.

hayatım ürpertiyor. üşüyor olmalı. lilith bu dizelerde. üşüme. oku, sana son mektubu mu.

sevgilim,

öylesine üşüyor olmalısın ki, son atılganlığı ardından o da içerlerde bir yere kaçıp sıkı sıkıya örtünüyorsun. ve benden kaçırdığın kelimelerinin yorgunluğu, dilinden çıkamayan o titrek hayallerle belli. kimin aklına gelirdi, benim sana olan arzum?

fakat, uzun zaman beklemeden de genişçe bir soluk alınabilir: pamuk prenses ya da külkedisi değilsin artık. uyan ve dur de.

sen yol kenarındaki takma kirpikleri olan kadın değilsin.

sevgiler,
adem oğlu

söylenemeyen platonik aşklara.

 

Reklamlar
This entry was posted by LiberterKedi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

halkkonseri

Düşü gerçeğe çevirmenin kavgasını veriyoruz.

yedinci kapı

searching.........

BİRTAKIM YAZILAR

''Okumadığın gün karanlıktasın.''

Onur Özbulut

Sağlık, Eğitim, Danışma

Gizem Dolu

Gizem Sir Bilim Tarih Teknoloji Efsaneler Olaylar Hikayeler Belgeseller.........

KAPANDI

Blog Kapandı

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

kubur fanzin

genel olmayan kültür

Anticopyright-tr Blog

Just another WordPress.com weblog

Bataklik - Dip Kültür

masumiyetini kaybetmiş davranışlar üzerine…

Fanzin

spotlar, show dünyası ve disko topları!

AYDAN ATLAYAN KEDİ

Eğer bir başkasını daha iyi tanıyor olsaydım, kendimden söz etmezdim THOREAU

mitikimgelem

"Mit" dediğin başlanmış, ama henüz sonu getirilmemiş bir sözdür. Roland Barthes

modarzu

moda makyaj ve kadın

sammssara

Just another WordPress.com site

LiberterKedi'nin Güncesi

tarih aptalların tahakkümünde.

Kara Kedinin Günlüğü

...eğer susarsam,öfkem yitik bir vadide yankılanır.

%d blogcu bunu beğendi: