BaBa ZuLa – “Babasız Kızlar Balosu”

dersimin kayıp kızlarına….

Reklamlar

Gladio

CIA, 1947 Ulusal Güvenlik Yasası ile kuruldu. Daha yasanın mürekkebi kurumadan, hortlaklar ordusu yasanın temel boşluğundan sökün etti.

Yasada, CIA “zaman zaman Ulusal Güvenlik Konseyi’ nin talimatları doğrultusunda başka görevler yapabilir, başka işlevler görebilir” deniyordu. Bu kasıtlı muğlak ifade, “ulusal güvenlik” adına, yarım yüzyıl canice faaliyetlerin yürütülmesinin kapısını açtı. Ulusal Güvenlik Konseyi’nin zorunlu gördüğü ilk görevlerden biri, İtalyan demokrasisini yıkmak oldu; elbette demokrasi adına… İtalya, 1948 seçimlerinde solcu bir yönetimi işbaşına getirecek gibi görünüyordu. Milyonlarca dolar, Washington’un istediği adaylara, Mussolini’nin partisinin kahverengi gömleklilerinden arta kalan haydutlara ve öteki Nazi işbirlikçilerine İtalyanların oy vermelerini sağlamak amacıyla propaganda yapmak ve oy satın almak için dağıtıldı. Ayrıca, seçimin sonuçları ABD’nin istekleriyle bağdaşmadığı takdirde, yiyecek yardımının kesileceği dedikodusu yayıldı.

ABD, 1948 seçimlerinde, şiddete başvurmak zorunda kalmadan istediğini elde etti. Fakat, 1990’da ortaya çıktığı gibi, CIA, savaş sonrası İtalya’sında,haritalarda işaretli örtülü silah ve patlayıcı depoları bulunan gizli bir yan askeri ordu kurmuştu. Gladio Operasyonu (gladius Latincede kılıç demektir)adlı bu harekât için ileri sürülen bahane gülünçtü: Sovyet işgali tehdidi…Fakat gerçek amaç hiç de öyle eğlenceli değildi: Gladio’nun 15 bin askeri, hizadan çıktığı takdirde İtalyan hükümetini devirmek üzere eğitildi.

Benzer gizli ordular, çoğunlukla ve doğal olarak eski SS subaylarının komutasında Fransa, Belçika, Hollanda ve Batı Almanya’da da oluşturuldu.Bu ordular salt Rusların yollarını gözlemedi.Büyük bölümü hâlâ açıklanmayan dev cephanelikler kurdular, solcuların kara listelerini çıkardılar, Fransa’da Cumhurbaşkanı De Gaulle’ ü öldürme komplosuna katıldılar.

Gladio’nun pek çok üyesi, P-2 diye bilinen bir başka gizli örgütün mensubuydu. P-2 de CIA tarafından finanse ediliyordu. P-2, Vatikan, Mafya ve Dünya Antikomünist Birliği (World Anti-Communist League) adlı uluslararası faşist şemsiye örgütüyle de bağlantılıydı.P-2’nin uzmanlık alanlarından biri provokasyon tertiplemekti. Kızıl Tugaylar gibi solcu örgütlere ya sızıldı ya bu örgütler finanse edildi ya da kuruldu. Sonuç, solun suçlanmasına neden olan, 1978’de İtalya Başbakanı Aldo Moro’nun öldürülmesi yada 1980’de Bologna tren istasyonunun bombalanması gibi terör eylemleri oldu. Gerginliği tırmandırma stratejisinin amacı, şiddet eylemlerini kışkırtarak, İtalyanları, solun tehlikeli ve şiddet yanlısı olduğuna inandırmaktı.

Kaynak: Mark Zepezauer – CIA’ nın Büyük Operasyonları

susma / düşme

sizin kültürünüz kan içeriyor.

en büyük sorun, konuşmayı öğrendiğimizden beri anlaşamıyoruz. bireyin, bireye olan saygısızlığı, empati yapamamasından dolayı. bütün tartışmaların temelinde bu eksikliği görebilirsiniz. durum, katliamlara bile eyvallah çeken bir toplumun olgunlaşmasına daha doğrusu kokuşmasına gitmekte.

siyaset, insanların arasındaki tirandır. doğanın birleştiriciliğini bizler gezipark direnişlerinde gördük. bunu engelleyen devlet bugün, yarattığı kaosa saplanmış kalmış durumda. debelendikçe içerisine batıyor. insanların en temel sorunu yarattıklarının kölesi olma sorunu.

aslında sorunda bu: yarattıklarımızın esaretine girip, biat etme kültürümüz, korkuyu ve vesayeti besliyor.

“ne zaman ayaklar baş oldu?”

budur işte senin kapanmaz yaran. hangi siyasi, mali, askeri gücün sahibi olursan ol, bu yara hiç kapanmayacak. sen böyle ağzını her açtığında, dünyaya o ezik kokusunu salıp duracak. hangi şımarık, küstah, bilgiç cümleyi kurarsan kur, harflerin arasından başını uzatıp, sana büyük yoksulluğunu gösterecek. sen iyileşmezsin. çünkü hastalığını görmüyorsun. görsen de, panikle, elsiz – ayaksız – başsız bir kalabalığa gömülüp, geçmişine de geleceğine de küfrederek durmadan konuşuyorsun.

Şükrü ERBAŞ

ve bugün. katliamlar, haksızlıklar ve uyanmamaya direnen bireylerin, zombileşmesi mevcut. kurtulmak, sanat ve orantısız akıllılıkta. tribünün siyasi duruşu, lgbt bireylerinin gözardı edilmişliğine karşı en önde yer aldıkları dik duruşla gösterdikleri çapulculuk halleri. apolitik olarak nitelendirilen gençlerin bağzı şeylere karşı oluşları vb. bağzı şeyler. bir kardelenin direnişidir. bir kırmızı goncanın faşizme karşı onurlu duruşudur. susmak ve konuşmamak. herşeye rağmen iletişimde olmanın tezahürü hayat ile, bize sağlanacak, onurlu yaşamı hediye edcektir.

unutmayın. batmak kültürü dil ile başlar, yaşamın diğer kademelerindeki çürüme ile sonlanır. bu yüzden unutmayın:

“benim doğduğum kentlere her gün kurşunlar yağardı, siz bilmezdiniz. bu yüzden ben terörist olurdum, siz yurttaş.” – Musa Anter

kara düzenin en düzenbaz oyunudur sınıflar oluşturup, insanları parçalamak en tutarlı yerlerinden. bu kan içeriyor, bu acı, gözyaşı, ana ağıdı içeriyor. susma ve düşme!

Çapul TV

http://capul.tv/

My Woman — Can Gox & Gülce Duru

my woman should be bitch.

she must kiss my dream

and my all of senses,

touch to her.

gider – gelir

bu videoyu bir çok defa izlemiş ve sosyal medyada paylaşmışsınızdır. acıdır ki videonun sonunda konuşan süleyman demirel’in tespitleridir. demirel 3 faili meçhulden bahsediyor ki yalan ardından metin göktepe, engin ceber gitti. onlardan önce ahmet taner kışlalı, sivas katliamı mağdurlar ve dahası oldu. hepsi bu topraklarda oldu. bunların hesabını sormayan siyasi otoritenin diline dolanan barış sürecindeki anomali hali bellidir. ve tarih zamanın oyun hamuru misali değiştirilmesinden ibarettir.

hadi devam uykuya!

özgü’sel

sen…

Fotoğraf: Ögem Açar

gözlerinin elasında taşıdığın kurumuş yapraklar ile gövdeni kapayan perisin. bırak sözlerin süzülsün. zamanın çatlatmış olduğu bedeninden. toprağa doğru usulca ilerlesin. ve yaşam yeniden nefes alsın. getirdiğin özgürlük ve hakimiyeti ile.emeklemeyen başlayan bir bebek hırsı ile gelişsin umutlarımız.

unutma..

“sanatçılar sıradanlığı, artıkları ve paspayeliği bir değer ve ideolojiye dönüştürüp kendi hesaplarına geçirmeye çalışıyorlar” – JEAN BAUDRILLARD

işte böyle başladı hikayemiz…

sen yokken.kendimden geçmek üzereydim. çorak iklimlerin içerisinde, güneşin ışıltılı dünyasında, arafı yaşıyordum. dayanılmaz bir suçluluk duygusu midemi bulandırıyordu. köle gibi…hayatta kendi yarattığım sahibelerime kevaşelik ediyordum. gün geçtikçe yapraklarımı bedenime seriyordum. asırlardır yaşadığım bu bağımlılık ile önümde, beni yutmaya hazırlanan dipsiz bir kuyuya açıldım.

gün bugün.

gerçeğin, en yalın ve beraberinde en katlanılmaz olan yüzüne, bütün gücümle karşı durmaya çalışıyorum seninle. çünkü ben, hayatımdaki olayların tek sorumlusuydum. farkındalığına vardığım özgürlüğün ile; ben senin o hırçın ve tebesüm dolu yaşam güneşin ile hayatıma katılmanla birlikte, kendi tahakkümümü kurdum yaşamımda. önceleri yaşadığım her ıstırabın ve felaketin tek nedeniydim. çünkü sen yokken benim için hayat: dünyanın ışıkları solmuş, neredeyse tümüyle sönmek üzere olan yüksek kaldırım sokaklarını arşınlıyordum diğerleriyle. o sırada, sırat köprüsünün önünde duruyordum. karşı koyamadığım bir teslimiyet, beni ağır çekimle oraya doğru sürüklemekteydi. ve sen geldin. gövdende sakladığın özgürlüğün ile simurg’a yuva oldun.

kaybettiklerimiz oldu…

öncesinde yitirdiklerimizle varolduk. bir kovanda iki çift olduk. kul olduk tanrıya ama tanrının kuluna kulluk etmedik. bir bilinmezliğin iki bilinen denklemiydik. evrenin ta kendisiyiz. toprağın karnına saplandığımız andan beri, ayaklarımızın üzerinde hakimiyet kuran hayatlarımızın yegane efendisiyiz. biriz, ve özgürüz. evrenin çekirdeğinden geleniz. dolayısıyla doğal ve ahlaksal bütün güç biziz. içerimizde hayat. biz insanız. simurg’ un kazananlarıyız. bu yüzden doğayla ve evrenle bir bütünüz. kimi zaman bir ağacın gövdesinde. kimi zaman hayatın tam ortasında soluyan, çift bedene sığınmış, asırlık çınarız.

küçük balıklar gibi, sular yükseldikçe kıyıya vuruyoruz cesaretlice. med-cezir gibi birbirmizin üzerinde gidip gelirken, hayallerimizin birbirlerine sarılması sonrasında uyandık bu özgürlük ağacında… yeşil ve mavinin çocuksu coşkusunu tattırcaz her baharda etrafımıza. sonbaharın o morumsu soğukluğu olmayacak bizde. şeytanın tehditkar köleleştirme korkusunu büyütmeyeceğiz dallarımızda. bül büller şakıyacak türkümüzü. kartallar yükseltecek sözümüzü. ve biz…

bu trajedik, karmaşık, kurgusal yaşamın belirleyicisi olacağız kendi gövdemizde. haykıracazğız yüksek sesle:

bizler ayrı bedenlerdeki tek kişilikli delileriz. sizler ise bizim deliliğimizsiniz.

özgürce..

halkkonseri

Düşü gerçeğe çevirmenin kavgasını veriyoruz.

yedinci kapı

searching.........

BİRTAKIM YAZILAR

''Okumadığın gün karanlıktasın.''

Onur Özbulut

Sağlık, Eğitim, Danışma

Gizem Dolu

Gizem Sir Bilim Tarih Teknoloji Efsaneler Olaylar Hikayeler Belgeseller.........

KAPANDI

Blog Kapandı

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

kubur fanzin

genel olmayan kültür

Anticopyright-tr Blog

Just another WordPress.com weblog

Bataklik - Dip Kültür

masumiyetini kaybetmiş davranışlar üzerine…

Ahmet Tulgar

hayatın yazılı hali

Fanzin

spotlar, show dünyası ve disko topları!

AYDAN ATLAYAN KEDİ

Eğer bir başkasını daha iyi tanıyor olsaydım, kendimden söz etmezdim THOREAU

mitikimgelem

"Mit" dediğin başlanmış, ama henüz sonu getirilmemiş bir sözdür. Roland Barthes

modarzu

moda makyaj ve kadın

sammssara

Just another WordPress.com site

LiberterKedi'nin Güncesi

tarih aptalların tahakkümünde.

%d blogcu bunu beğendi: